11 Mayıs 2015 Pazartesi

Değişim

     Değişim çok zor bir zanaat. Elinde olması gerekenler en az 1 adet alışkanlık ve bir tutam da önyargı. Bu ufacık bir tarifle hayatınızdaki yenilikleri bir sinek gibi kovabilirsiniz! Bugün yıllardır düşünmekten bile itinayla uzak durmaya çalıştığım, mevzu bahis olduğunda dahi bakışlarımı uzaklaştırdığım ve sustuğum ancak her anıyla neredeyse içinde olduğum bir olayla yüz yüze gelmek zorunda kaldım. İçine doğduğunuz aile aslında alışkanlıkların en büyüğüdür. Hayattaki yaşam sürenizle orantılı olarak uzun vadeli olan bu alışkanlığı değiştirmek demek benim için zor bir şey. Belki biraz da kıskanıyor olabilirim benim olanı elimden alıyorlar diye. Bugün yukarıdaki girişten de anlaşıldığı gibi "Hayırlı bir iş"in temelinin atıldığı gün oldu. iki aile aradaki tek bağlantı noktası dışında birbirini hiç tanımadan bir oturma odasında toplantılar. Bunun öncesi daha mühim tabi. Benim yıllarda düşünmeyi geçiştirdiğim ve düşünmekten dahi kaçtığım olay bir emri vaki şeklinde ve ansızın gerçekleştirildi. Peki ben bundan şu anda şikayetçi miyim yahut sinirli miyim? Değilim..  Ancak bu bir "Hayat Dersidir".
    İnsanlar alışkanlıkları olmadan bir hiçtirler. Ki en büyük alışkanlığımız her sabah uyanmak değil midir? İşte buradaki olay ise bu tanışmadan ve yüzleşmeden sonrasını hiç düşünmemekti. Bunu düşünmeme ben vesile olmasam da bir an için düşündüm. Kıskançlığımı şöyle bir kenara ittim. İçimde zangır zangır titreyen inim inim inleyen alışkanlığımı rafa kaldırdım. Orada uzaklarda bazı güzel şeyler gördüm. Hoşuma gidecek. Yeni ama beni mutlu edecek. İlginçti. Hiç böyle düşünmemiştim. Belki de bundan dolayı o kadar rahattım bugün. Büyük bir deneyimdi benim için.
Hem deneyi yapan kişi hemde denektim bu deneyde.

26 Mart 2015 Perşembe

A Young Man With Honour and Madness (Onurlu ve deli)

 Blogu açtığım tarihi gördüm. Epey bir zaman geçmiş aslında. Tabi o geçmiş tarihi görünce sadece blog gelmiyor akla. Hayatımdaki değişiklikler uğruyor aklıma sırasıyla. Abartmıyorum çok değişmiş hayatım. Nasıl mı?? 3 yıldır birlikte olduğum kişiyle ayrılmışım. Üzerinden bir yıldan fazla geçtiğinde hissediyorum yavaş yavaş unuttuğumu. En büyük hayallerimden birisini gerçekleştirmişim; yurt dışına çıkmışım. 7 yıldır okuduğum içinde bulunduğum ve 1 yıl sonra mezun olacağım okulum meclis kararıyla kapanıyor bu yazıyı takriben 3 gün içerisinde kesin olarak. 7 yıldır içinde bulunduğum resmi hayattan okuldan yaşamdan çıkıyor. Sivil bir yaşama alışıyorum. İlk defa bu tarihlerde evdeyim hemde uzun bir süredir ve süreliğine. İyi ki AÖF'ten adalet okumuşum. Eğer okumasaydım şimdi devrelerim (okul arkadaşlarım) gibi bende 4 ay kala YGS ye ve artdından LYS'ye çalışmak zorunda kalacaktım. Ben çok iyi bir durumda mıyım? Pek sayılmaz bende DGS'ye çalışıyorum şu anda evde. Kazanır mıyım bakalım göreceğim. 22 yaşında mezun olup direk çalışma hayatına girip hayatımı kuracaktım. Peki ya şimdi ? He bir de Meclis TV izliyorum mümkün oldukça. Polis Koleji'nin ve Polis Akademisi'nin kanun maddelerinin meclisten nasıl geçtiğine kendi gözlerimde tanık oldum ve takip ettim. Bunun için sabaha kadar Meclis TV'yi izlemem gerekse bile. Daha 14 yaşımda yarı hayatımdan fazla sürelik plan yapmışım. Aldanmışım. Şimdi de gülüyorum bu duruma. Bu kadar garantici bir şekilde yetişip hatta ÖSS ye bile girme zorunluluğum yokken şimdi bildiğim uzay boşluğundayım. İşin tuhafı UMRUMDA BİLE DEĞİL! :D
    KAMOOON! :D Hayat bana güzel beeeee! :D Bu neyin kafası bilmem ama Britney Spears bana You gonna work bitch diyor ya emrin olur dememek elde değil ki :D
   Bak mesela şimdi şarkı bitti. Eski halimdeyim. Bu yazıyı bi psikologa göstersek ne der merak ediyorum aslında. Bilerek böyle duygu yönlendirmeleri yapmış değilim. Ama aklımdan tam manasıyla geçenleri olduğu gibi yazıyorum buraya. Tabi düşüncelerimi parmaklarım yakalayamıyor orası ayrı. Ayrıca bir şey aklıma geldi yazarken düşüncelerim hızlandığı anda parmaklarım birbirine giriyor ve yazı bozuluyor. Bu hızlı yazanlar vs. yavaş mı düşünüyorlar o zaman??? KAFAMDA DELİ SORULAR :D
    E saat olmuş gecenin 2'si beynin en çok trollüğe çalıştığı saatler. Sizde de olmuyor mu bu saatlerde yatağa yatıyorsun ve elinde telefon bakınıyorsun sosyal medyaya. İçimden o anda nasıl bi trollük yapsam diye geçiyor ve hafif bir suça yeltenen çocuk adrenaliyle trolleyecek yer arıyorum. Haliyle uykuyu ara ki bulasın. Sonra belki bi laf sokuyorsun falan. OOhhhhhh. Eridi gitti bütün sıkıntılar. Gece gece gerçekten yüzümde bir tebessümle uyuyorum. Ohhh ohhh. Nasıl da laf koydum bee diyorum. :D Çok çocukça. Ama mutluluğun özü de bu değil mi biraz da? Yada gerçek mutluluğun sırrı. Eveeet biraz daha kafamdakileri yazmaya başlarsak Felsefe Bilimi'ne giriş dersine geçeceğiz. Lafı çok da uzatmak istemiyorum ancak bakıyorum ki laf nerden gelmiş nereye gitmiş. O yüzden direk susuyorum. :)

5 Mart 2015 Perşembe


         Hayatın senin hiç elinde olmayan bir şekilde değişirken ve üstelik yavaşça. Ayrıca senin tek çaren bu değişimi beklemekse. Olsun bitsin artık demene rağmen yavaşça ilerliyorsa.. İşte o zaman sen artık düşünmezsin bile bu hayatını tamamen değiştirecek durumu. Adamlar arkandan senin hayatınla oynuyordur ama sen onları artık umursamazsın bile. Hatta hayatta hiç olamadığın kadar da rahat hissedersin. Çünkü bütün sorumlulukların bitmiştir şu zamana kadar yaşamaya çalıştığın hayattaki. Senin için yeni bir sayfa vardır. Ki sayfanın çevrilmesi hala bitmemiştir. Ahhhh..!!!! Neden bir türlü bitmez bu durum. Yeni hayallerin vardır artık!!! Yepyeni... Çılgın.. Umursamaz.. en çokta hiç olmadığı kadar rahat.. Hayaldir seni mutlu eden. Felsefedeki gibi felsefe varmak değil yolca olmaktır. Hayalde de önemli olan hayale ulaşmak değildir..

Boşaltmak Aklı...

               
               Şarkılar ile konuşmak... Kendi şarkından çok bir şarkıya eşlik etmek bazen. Olmasını istediğin gibi söylemek gerçeği reddedercesine. Hani bir şarkı çalar yakınlarında duyarsın. Bilirsin de o şarkıyı tabi ve yavaşça kendini kaptırırsın ona ve söylemeye başlarsın istemsizce. Usulca sesini yükseltirsin eşlik ederken. Şans bu olur ya müzik bir anda kesilir ve sende kesilirsin. Devam edemezsin tek başına. Çekinirsin. Kendin söyleyemezsin. İşte biraz da böyledir kendi şarkısından çekinmek. Müziklerdedir duygu. Belki sahip olamadığın belki de dile getiremediğin. Bir şarkı duyarsın ve işte bu! bu benim! dersin usulca içinden. Tüylerin ürperir usuldan. Bitmesin istersin bu güzel şarkı'N. Senin şarkın... Bitince başka şarkılar ararsın elbet. Ancak o şarkı gibi seni sana anlatanı bulamazsın bir daha. Tekrar tekrar dinlersin o şarkıyı. Ama o şarkı sonlanır elbet. Bitmiştir artık. Geri sarsan da tüylerini diken diken etmeyecektir belki. Ama kopamazsın da. Ne o şarkı geçmiştir senin için ne de kalabilmiştir bazen. Bazen tabi yaa.. Bazenler de keşkeler gibidir. Bağımlılık yaparlar.. Kopamazsın...

7 Ekim 2014 Salı

Rica Etsem Biraz Güler Misiniz ?

Mutluluk.... Her şey mutluluğa çıkan bir kapıdır adeta. En dehşetli üzüntülerden sonra bile bir şekilde gülebiliriz. Mutlu olmak için illa da paraya gerek yoktur. İlla da bir şeyler yapmaya gerek yoktur. Sebepsizdir bazen mutluluk. Hiç bir şart ve koşulun önemi yoktur. Amansız uğraşların bile içinde bir anda kendinizi mutlu ve hayatla dalga geçerken bulabilirsiniz. Peki neden mutlusunuzdur o an? .... Sessizlik. İşte bunu anlayınca daha da bir mutlu olur ve gülersiniz. Hatta kahkaha bile atabilirsiniz. İnsanlar size deli gibi bakarlar ya insan evladı böyle bir durumda nasıl gülüyor diye. Siz bunu fark edersiniz ve iyice koyverirsiniz kahkahayı. Sonra gözlerinizden yaş gelir gülerken. Bunu görünce yine bir koyverirsiniz kendinizi. Yeter mi bu peki? Aman efendim nasıl yetebilir. Konuşmak istersiniz o içinizdeki dehşetli mutluluk haliyle. E konuşabilir misiniz kahkaha atarken? Hayır. Ama sizi denemekten alıkoyan nedir dersiniz ve denersiniz ama iki hece söylemeye çalışırsınız ve çıkartamazsınız kelimeleri içinizden. Sonra ne mi olur? Yine katılırsınız bu duruma... Ve ne olur? Çevredekilerde gülümsemeye başlar bu duruma. İnsanların içlerine mutluluk tohumu atmaya başlar bu durum. Sebep var mıdır? TABİKİ DE HAYIR! İşte bu kadar basittir gülmek. O kadar çok sebep vardır ki gülmek için. Sadece gözlerinizi kapatıp geçmişi düşünmeniz yada etrafa bakıp insanların ne kadar dalgınca hayatın içinde sürüklendiğine bakmanız yeter de artar buna. Çünkü saçmadır her şey. Saçmaysa da komiktir çünkü aynısını sizde nedensiz yaparsınız. Ve yine gülersiniz hayata. Çünkü kafayı kaldırıp bakmışsınızdır hayatın ta kendisine ve gördüğünüz aslında çok basittir. Bu mudur sizi gülmekten alıkoyan yani? İşte en çokta buna gülersiniz. Sonra etraftaki güzellikleri, mutlulukları yakalamaya çalışırsınız. Ne mi oluyordur? Kuşlar uçuyordur. Uçmayı merak edersiniz. Gizemine kapılır haz alır ve gülümsersiniz. Güneş mi batıyordur. Işık huzmelerinin yollarını izler ve kızıllığın keyfini çıkartırsınız. Huzur duyarsınız ve yine gülümsersiniz. Gece sokakta mı yürüyorsunuzdur. Sokak kalabalık yada boş olsun hiç fark etmez. Varsa insanların telaşını süzer yoksa boş sokakların ayrıntılarını incelersiniz. İçinizdeki çocuğu hisseder yine gülümsersiniz. Hava yağmurludur, hatta sağanak olsun yine fark etmez. Islanırsınız,  özgürlüğü hisseder yine gülümsersiniz. Bütün gün çalışırsınız, yorulursunuz ve bir yere uzanırsınız. Süresi önemli değildir. Ve dinlenmenin o sihrini hissedersiniz. Hele bir de ayaklarınızı soğuk bir yorganın altına soktunuz mu işte o zaman o büyüyle yine gülümsersiniz. İşiniz başınızdan mı aşkın o zaman sorumluluk duymanın o insanın göğsünü kabartan duygusunu hisseder ve hayata bir kez daha gülümsersiniz. Daha kahkahalar dolusu örneğim var elbet ama bir kaç da siz bulursanız eğer sizde daha çok gülersiniz okurken eminim ki. Biraz boşluk bırakacağım sizin için lütfen düşünüp biraz da benim yerime gülümseyin.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
Yeter dimi bu kadar yer? Yetmezse de gece bırakın telefonunuzu yada düşünceleriniz kenara bir kaç örnek daha düşünün ki gülümseyerek uyuyun. İşte o zaman garanti veriyorum, uyurken de güleceksiniz. İnanmıyor musunuz? Deneyin o zaman. Benden söylemesi. Denemekte bedava bak demiştim size gülmek için mutlu olmak için paraya gerek yok diye. Ben denedim oldu. Uyurken kahkaha attım diye bana gelenler oldu efendim. E benden de bu kadar olsun artık. Gülümsemeli sabahlar. Bol kahkahalı akşamlar. Tebessümlü geceler efendim.
"İnsan aklına hangi kelimeyi sürerse akıl onu düşünür. Şimdi bu yazıyı size içim sıkılmışken ve fazlasıyla da kötümser iken yazacağım." Tırnak içindekileri bu yazının ilk kelimesi olan Mutluluk'tan sonra yazmıştım oysa ki. Ama karar değiştirdim sona koydum. Peki bu yazıya başlarken böyle olabileceğimi düşünür müydünüz hiç ? Ben düşünmezdim. Bol gülümsemeler!

6 Ekim 2014 Pazartesi

O (SHE)


     Bazen bir piyanonun sana yaşattığı hislerdir yaşantın. Geçmişin aklına gelir ve en çokta o aklına gelir. O denildiğinde aklına ilk ve hep gelen kişi. Peki yeri doldurulabilir mi? Yada değiştirilebilir mi o kişi bu kadar baskın olmasına rağmen. Bütün yazarların, şairlerin sözlerini yazma sebepleri olan benim O kişim değiştirilebilir mi? İşte bu kadar pahası biçilemezken bir kelimenin, bütün kelimelerin yazılma sebebi olan O'nu nasıl değiştirebilirim ben? Unutmaya çabalamaktan başka neyim var elimde. Ama hiç kolay değil bunu yapmak. Önce bütün o şarkılardan, sözlerden, şiirlerden vazgeçmek lazım sanki bir robotmuşçasına. Galiba ilk önce sevmenin ne demek olduğunu unutmak lazım O'nu unutabilmek için. Çünkü sevgi kelimesinin, duygusunun tek karşılığıdır O. Ve o kelime her hatırlanışta akla gelecekte sadece O'dur. Her nota basılışında çıkan ses ancak içimdeki O'nun sesiyse elden ne gelir unutmaya? Bir başkasıyla saatler boyu oturup konuşmadan bile vakti su gibi akıtıp tüketmek mümkün müdür artık acaba? Ve zaman her zaman düşmanıdır insanın. Çünkü O'nunla ettiğin kavgaları bile ZAMAN özler hale getirir seni. Nasıl bir illettir ki ZAMAN'ında sana bunları en şiddetli, kötümser haliyle gösterip, yanlışlara sürüklerken bunu yapabilir?

     Sometime your life is how a piano make you feel. It takes you your past and you remember SHE most of time. SHE is the first one who you remember when they tell she. So is it possible to replace meaning of SHE? Although SHE has a very strong place in my heart. Is it possible to change meaning of SHE, even whole writers and poets write all words for my HER. while one of the words is priceless, how can i change meaning of SHE who cause of written whole words? Trying to forget SHE... What else i have got? But this isn't easy. First i have to ignore all the songs, words, poetries like a robot. I think I have to forget word of love for forgetting SHE. Because SHE is only answer of meaning of love and feeling of love. And every time of remembering the word, SHE is only person to be remember as sun rising. If every voice which playing note are only voice of HER in my side, how can i forget SHE? Is it possible to pass time as a wind during sitting with someone else without talking anymore? And TIME is always an enemy of human. Because TIME gets you missed about your disputes with SHE. How is TIME doing this? Even  TIME ,how shit,  shows you that your disputes are worst things and  gets you make mistakes on the TIME....

11 Nisan 2014 Cuma

Keşke Filmlerde Yaşayabilsem

    Keşke filmlerde yaşayabilsem. Kendi hayat denen ve film şeritlerinin sürekli aktığı sahnede hayallerimin uğrunda deli gibi koşsam, tesadüfler sonucu nereden nereye gelsem, sokakta küçük bir çocuk beni durdursa ve "bu kağıdı sana şuradaki birisi gönderdi" dese ve ben oraya dönüp baktığımda kimse olmasa orada. Ben o kağıdı saklasam bin bir düşünce içerisinde kim olabileceğini düşünerek, belki biraz da yazısından en azından cinsiyetini tanımaya çalışsam. Çünkü bu soruyu soramadan o küçük çocuk kaçmış olsa ve koskocaman bir bilinmezliğin içinde kalsam. Hatta bir köşe başında olsa bu olay. Ben ise o günden sonra kim bilir sayısız defa geçsem bir umutla. Gittikçe eriyen ve unutulan bir umutla. Ama alışkanlık kalsa o köşe içimde ve geçmeden rahat etmese için. bir gün hiç o köşeden geçmeden gitsem gideceğim yere farkında olmadan ve işte o gün kopsa ip, dökülse yıldızlar gökyüzünden yere... Ben ise bunlardan habersiz normal hayatıma devam etsem ancak içimde bir his kalsa onca depremin hatırına. Evde otururken dalsam sürekli uzaklara, dışarıda uğuldayan hatta bana içimdeki derdi haykıran rüzgarın eşliğinde. Üstelikte bir bahar günü olsa bu, içime sıkıntı düştüğünden bu yana dökülen yıldızları görüp de kendisine de aynısının olacağından korkan güneşin ortalarda gözükmediği. Melankoliyle geçse günler ancak o sıkıntının bir soru hali bile olmadan. Her şey zifiri karanlık olsa. Bir kör gibi kapkara olsa her şey ama gözlerim dışındaki bütün duyularım yansa o kendini göstermeyen sıkıntıdan. Ve...
    Ansızın bir müzik çalsa nereden geldiği bilinmeyen, nereden geldiğinin en olası ihtimali gökyüzü olan. En sevdiğim şarkı. İçinde biraz sevgi, biraz heyecan, biraz hüzün, biraz da ben olan. Hepsinden biraz yani tutam hesabı. O anda kopsa fırtına, yağmur boşalsa -bardaktan değilde- kovadan. Tıpkı bilinmezliğe o an meydan okuyan içim gibi. Yer ile gök savaşsa zeminde. Güneşten gelen yağmurlar galip olsa ve bütün ihtişamıyla tekrar gelse güneş gökyüzüne. Ve ben o an sokağa fırlayıp çatlamak pahasına koşsam o köşeye. Düşünmeden... Sadece içimden geleni yaparak. Güneş çıkmasına rağmen yağan yağmurun altında. Umursamazca ıslansam ve su birikintileri hiç dert olmasa koşarken benim için. Yolda yağmur kaygısıyla yürüyen insanlar sanki benim geldiğimi bilerek uzun ince bir yol açsa çekilerek. Sanki dünya yok olma tehlikesiyle yüz yüze ve tek umut benmişim gibi insanlar yüzüme baksa ve ben anlasam çok kutsal bir görevi yerine getirmek için koşmaktayım, işte o gün bu gün! Kalbim koşmamı sağlamak için değil az sonra o köşede yaşayacaklarım karşısında yaşayabilmem için atsa. İnsanların gösterdiği ve benim için açtığı yolda son dönemeci görsem. İşte geçiyorum şimdi orayı da ve görsem o köşeyi ve gizemli kalmış her şeyi, çalmaya devam eden şarkının nakaratında...
    Keşke filmlerde yaşayabilsem işte. Her ruh halimde başka bir film başlasa tıpkı sinemada olduğu gibi ekranda hafif bir cızırtıyla. Sonrasında ise elimde patlamış mısırım ekranın karşısından otursam hem izlesem hem oynasam filmde. Geri sarma yok. Tam kontrol asla yok. Aslında tıpkı HAYATIN TA KENDİSİ GİBİ. Ama bir tutam daha sihir olsa işin içinde. Tesadüfler keskin sonuçlar doğursa. Bir tutamı geçse de isteklerim yüzsüzlük yaparak söylüyorum; en sevdiğim müzikler olsa.